Radyo Mutlu'ya ilk defa giriyorsanız bir kereye mahsus bu yazıya tıklayarak programı yükleyip, kurunuz.
Programı kurduktan sonra radyo sayfasını tekrar açınız...

YAYIN DEVRAL


Radyo-Mutlu'da DJ'lik Yapmak İsteyen arkadaşlar cenab33@gmail.com adresine e-mail atarak bize ulaşabilirsiniz.

SüperTeklif'e üye ol, sen de kazan!Puanlar biriksin paran hesabına yatırılsın

Ziyaretçi defteri

Ziyaretçi Defterini Oku****Ziyaretçi Defterine Yaz

Nick Nasıl Alınır (Resimli Anlatım)



« Önceki |

12/11/2006

Ağacın Aşkı

 

Bir yeşil tepenin yamacında yaşlı bir ağaç yaşarmış
Bir tarafı uçurum bir tarafı yeşillik çimenmiş.
Çok yıllar yaşamış, çok günler, çok insanlar görmüş.
Ama bu güne kadar onun gibisini hiç görmemiş.
Onun gibi güzeline ömrünce rastlamamış.
Güzel bir kızmış bu, yaşlı ağacın yamacında dolaşırmış.
Güzel olduğu kadarda soğukmuş.
Ağaca sırtını yaslar onunla derdini paylaşırmış.
Kızın derdi yalnızlıkmış.
Eh buna da biraz kendi sebep olmuş.
Hiç bir şeyi beğenmez kendinden başkasını da sevmezmiş.
Ağaç yüreğine söz geçirememiş ve kıza âşık oluvermiş.
Gel gelelim o güzel kız onu hiç görmezmiş.
Sadece gölgesinden faydalanır ve orada eğlenirmiş.
Yaşlı ağaç ateşsiz yanmış, yanıp tutuşmuş.
Kıza yalvarmış yakarmış, bir kere bana bak,

belki sende beni seversin demiş.
Ama güzel kız ona hiç bakmamış.
Sadece gölgesinde dinlenmiş.
Her gün ağacın yanına gelir yeşil tarafında eğlenirmiş.
Aradan zaman geçmiş, ağaç kızdan umudu kesmiş.
Yüreğindeki aşkı söküp atmış,
yerini de umursamazlığa vermiş yanına da birazcık nefret katmış.
Nede olsa bir zaman o kız onun yüreğini yakmış.
Kız geldiğinde gözlerini yummuş kızı duymamış.
İşte o günden sonra ağaç duygularını bedeninden atmış.
Yine o güzel günlerden biriymiş kız her zamanki gibi gelmiş.
Ama bu gün o olağan günlerden değilmiş.
Ne olduysa kız ağacın yeşil tarafından uçurum tarafına geçivermiş.
Kızın ayağı uçuruma kaymış tam yuvarlanmaya başlamış.
Anında ağaca sarılmış ağacın dallarını yakalamış.
Sımsıkı tutmuş bırakmamış, kızın ağırlığı ağacı yerinden sarsmış.
Ağaç bir kıza bakmış birde uçuruma.
Sonrada kızın gözlerine bakmış kız ona gene bakmamış.
Kız sadece tutunacak dal aramış.
Ağaç, bırak beni aşağıda daha sağlam dallar var onları yakalarsın demiş.
Kız ağacı dinlememiş, inadından vazgeçmemiş.
Hem ağacı bırakmamış, hem de ağaca bakmamış.
Toprak ağaçla kızı fazla çekmemiş.
Yeter artık sizinle uğraşamam demiş.
Onları uçuruma bırakıvermiş.
Kız hem kendine, hem ağaca yazık etmiş, inadına kurban gitmiş.

Giderken ağacıda yerinden yurdundan etmiş.

20/10/2006

Mutlu Köy'ün Ekolojik Öyküsü

Bundan otuz yıl kadar önce Toroslar'ın meşe ve çam ormanlarıyla kaplı tepeleri arasında bir vadi uzanıyordu. Buradan geçen Mutlu Dere'nin suları vadinin ortasında kurulmuş olan Mutlu Köy'ün topraklarına can vere vere Akdeniz'e doğru akıp gidiyordu. Dere boylarında ılgınlar, zakkumlar, çınarlar; vadi yamaçlarında çamlar, sandallar, harnuplar büyüyüp gelişirdi. Boy boy sarmaşıklar, yaban asmaları göklere doğru yükselen ağaçlara dostça sarılırlar, onlarla içice yaşarlardı.

Mevsimi gelince erguvanlar, ladenler, fundalar, kekikler ve meyve ağaçları renk renk çiçekler açar; bal arıları çiçekten çiçeğe konarak köylüler için petek petek bal yaparlardı. Başka bir mevsimde erikler, böğürtlenler, üzümler olgunlaşır; bağlar ve bahçeler arasında bazen bir çalı kuşu, bazen de bir şafak bülbülü çevreye ezgiler saçardı. Bu kuş sesleri ılık bir kış gününde bile arı vızıltıları, horoz ötmeleri ve koyun melemeleri ile doğaca kaynaşır, insan ruhunu okşayan bulunmaz bir birlik oluştururlardı.

Mutlu Vadi'nin ormanlarında alageyikler, karacalar, tavşanlar dolaşır; yamaçlarında keklikler, yaban güvercinleri alay alay uçar; derelerinde  sazanlar, alabalıklar grup grup yüzerdi. Köyün çevresinde "zararlı" diye bilinen, ama gerçekte kendilerine özgü görevleri ve doğal dengenin sürdürülmesinde birçok yararları olan hayvanlar da vardı. Kümeslere kur yapan tilkiler, ekin tarlalarına saldıran yaban domuzları, otlaklardaki başı boş gezen evcil hayvanlara ara sıra saldıran kurtlar, ayılar, sırtlanlar ve öteki etoburları bunlardan birkaçıydı.

Ve nihayet Mutlu Vadide, yüzyıllardır yaşam kavgası veren Mutlu Köy'ün halkı vardı. Vadi tabanındaki bereketli toprakları ekip biçerler; tarım, hayvancılık ve arıcılıkla geçinirlerdi. Köyde avcılık da yaparlar; av hayvanlarını mevsiminde, mertçe ve yiğitçe avlarlardı. Ayrıca bahar aylarında, Mutlu Dere'de bol bulunan sazanları, o yöreye özgü ve ancak büyük balıkları tutan tuzaklarla yakalarlar; komşu köylere bile balık satarlardı.

Yirmi yıl önce Mutlu Köy'e ilk orman yolu ulaştı. Yüzyıllardır değerlendirilemeyen  orman ürünleri değerlendirilecek, ülke ve köy ekonomisi canlanacaktı. Mutlu köylüler çiftçilik yanında işçilik de yapmaya başladılar. Orman yollarını seve seve yaptılar. Sonra hektarlarca alanda ağaçlar kesildi. Yaşlılar gidecek, yerlerine yenileri dikilecektir. Ormancılık tekniği böyle demektedir. Şaşmaz bir doğa yasasının gözetilmesidir bu.

Orman yolu, Mutlu köyden "uygarlığa doğru açılan bir pencere" oldu. Vadinin av hayvanları ve av kuşları çevrede ün yaptığı için ova köylerinden ve kentlerden Mutlu Vadi'ye akın akın avcılar  gelmeye başladı. Gelen avcılar bu hayvanları kitleler halinde ve insafsızca avlamakta, avcılığın mertlik ve soyluluğunu sanki daha çok öldürmekte bulmaktadırlar. Ayrıca bu avcılar, bazen kaza ile bazen de bile bile yangınlar çıkmasına neden olmakta, mutlu Vadi ormanları cayır cayır yanmaktadır.

Bu arada köyde nüfus da artmaya başlar. Vadi tabanındaki tarlalar yetmemekte, vadi yamaçlarındaki ormanlardan yeni yeni tarlalar açılmaktadır. Bir yandan her yıl  olan yangınlar, öte yandan eğik yamaçlarda tarla açma işlemi araziyi çıplaklaştırmakta, toprağın verimli üst tabakalarının öbek öbek taşınmasına (toprak erozyonuna) yol açmaktadır. Çok geçmeden  beklenmedik zamanlarda düzensiz yağmurlar, bunlardan da umulmadık şiddette seller olur. Vadideki tarlasında kurulu su motoru, serili ürünü, takılı hayvanı olan köylüler, sellerden malını, hatta canını kaybetmektedir. Vadideki düzlükler, dağlardan getirilen taş, çakıl ve molozlarla dolmakta, verimsiz ve kullanışsız hale gelmektedir.

Köylüler  topraklarını kaybettikçe ürünlerini artırmanın yeni yollarını ararlar. Bir yandan yamaçlarda tarla açmalar sürüp giderken bir yandan da köye kimyasal gübreler gelmeye başlamıştır. Vadi tabanındaki ve yamaçlardaki tarlalara herhangi bir önbilgiye ve toprak incelenmesine dayanmadan, rasgele ve bol bol azotlu, fosforlu gübreler verilir. Köylüler bu ak tozlardan çok hoşlanırlar. Çünkü ürünler birkaç yıl için birkaç kat artmıştır. Bu arada ormana yapılan olumsuz baskı da bir süre azalır. Mutlu Köy halkı "yeşil devrimin" tadını çıkarmaktadır. Hemen her aile bir su motoru, bir traktör sevdasına kapılır. Bir traktör sahibi olmak, kişi için yaşadığı toplumda bir saygınlık ölçüsü sayılmaktadır. Ekilecek yerleri, yeteri kadar toprakları olmamasına rağmen, haçlanarak borçlanarak da olsa, hemen her beş aileden biri bir traktör sahibi olur. Traktörler, yılın büyük bir bölümünde hiçbir iş yapmadan yatmakta, evlerin önünde "süs" eşyası görevi yapmaktadır. 

Ancak ak tozların getirdiği mutlu günler de çok sürmez. Daha önce vadide hiç görünmeyen bilinmeyen çeşitten böcekler türemiş, ürünler yeniden azalmaya başlamıştır. Böceklere karşı yine rasgele ve bilgisizce bol bol ilaç serpilir. Onların çoğu ölür, ama bir yıl sonraki böcekler daha dayanıklı olarak ortaya çıkarlar. Köylüler ilaçların miktarını artırmaya, tarlalara daha sık ilaç serpmeye, daha çok masraf yapmaya başlarlar.

Gittikçe artan miktardaki ilaçlar, zararlı böceklerle birlikte, toprakta bulunan yararlı toprak canlılarını da kitleler halinde öldürmektedir. Bu canlılar olmayınca toprak havalanamamakta, hasattan sonra tarlada kalan bitki parçaları çürüyüp ayrışamamaktadır. Bu kez tarlalarda biriken hasat artıkları ateşe verilip yakılır. Daha önceki ilaçlara dayanıp yaşayabilmiş olan birçok yararlı torak canlısı bu kez yakılarak öldürülür. Şimdi böceksiz börtüsüz olan toprak, bir toz ve kül yığınından başka bir şey değildir.  Ayrıca yakma sırasında ortaya çıkan yüksek sıcaklık nedeniyle toprağın birçok fiziksel ve kimyasal özelliği de bozulur.

Bu arada böcek ilaçlarının doğrudan etkisiyle bir çok köylü de ölür. Kimisi ilacı tarlada nasıl kullanacağını bilmediği,  kimisi onu sıvı yağ sanıp yemek yapmakta kullandığı, kimisi de parazit böceklerden korunmak için sırtını başını ilaçladığı için hayatını kaybetmiştir.

Daha önce, suları koca bir sünger gibi tutan, pınarlara suyu hesaplı ve düzenli veren ormanlar yok olunca Toroslar'ın en gizli köşelerine kadar incecik kan damarları gibi giren şırıl şırıl derecikler artık durmuştur. Kesilen ağaçların yerine dikilen fidanlar korunamamış, yangınlar önlenememiş, dere yatakları örülmemiş, sel kapanları yapılmamıştır. Mutlu Dere artık  bir "deli dere" olup çıkmıştır. Eskiden her mevsim uslu uslu akarken, şimdi kış ve bahar ayları boz bulanık, kan renginde ve başıboş akıp gitmektedir. Yaz aylarında ise akmamaktadır. Kuruyan pınar kaynaklarındaki asırlık çınar ağaçları, ölümün eşiğine getirilmiş bir yurt köşesinin  tanıklığını yapan canlı anıtlar gibi, bütün görkemleriyle öyle durmaktadırlar. Çaresiz, sıranın kendilerine gelmesini bekler gibi...

Gençler mutlu Dere'de artık balık tutamamaktadırlar. Kentli avcı köylüye dinamitle balık avlamasını öğretmiş, dinamit de çaydaki tüm tek ve çok hücreli canlıları, bunları yiyerek beslenen balıkları ortadan kaldırmıştır. Deredeki doğal beslenme zinciri yer yer koparılmış, bozulmuştur. Boz bulanık akan sular, suyun alt tabakalarına güneş ışığı ve oksijen girmesini engellemiş; bir çok yararlı su yosunu ve su altı bitkileri yetişememiştir. Derelerde sular durgun ve cansızdır. Su üstünde yer yer biriken motor yağlarıyla öteki petrol artıkları o güzelim vadinin tertemiz kanına bulaştırılmış kapkara lekeler halinde uzaklardan bile parlayarak görülmektedir. Mutlu dere şimdi çöplük olmuştur. Her biri doğaca bin bir özenle şekillendirilmiş renk renk dere taşlarının  arası, onlara hiç uymayan teneke ve plastik kutu parçaları, plastik torbalar, şişe kırıkları, eski lastik tekerlekler, lastik borularla dolmuştur. Onlar bu dünyada, bu vadide yenidirler. İnsanın ürettiği öteki birçok kimyasal madde gibi, onları da parçalayarak çürütebilecek, toprağa karıştırıp ortadan kaldıracak bakteriler, böcekler gelişmemiş, evrimleşmemiştir.

Mutlu Köy'de meyve ağaçları eskisi gibi yine çiçek açıyor, ama eskisi kadar bol meyve veremiyor. Çünkü bir çiçekten başka bir çiçeğe çiçek tozları taşıyarak, onların döllenmesini sağlayan, kısır kalmalarını önleyen böcekler, arılar, kelebekler uçmuyor artık. Bal arıları baharın ılık havasında uçuşamaz, renk renk çiçeklerle kucaklaşamaz olmuşlar. Mutlu Köy'ün halkı eskiden tenekelerle sattıkları ve "her derde deva" olan balı şimdi özlemle arıyorlar.

Mutlu vadide ötüşen keklik alayları, şakıyan şafak bülbülleri kalmamış artık. Mutlu köyün dağlarını ormanlar kaplamıyor, oralarda alageyikler koşmuyor, karacalar zıplamıyor. Tarladan dönen çiftçinin, sürüsünü otlatmaktan dönen çobanın, oyundan dönen köy çocuklarının gözleri ışıldayarak birbirlerine anlatacak öyküleri yok artık.

Mutlu Köy' de köpekler havlamayı, kuzlar melemeyi, horozlar ötmeyi unutmuşlar sanki. Tarla kenarlarındaki ilaçlı otlarla beslenen koyunlar ve inekler sık sık düşükler yapmakta. Ya da hastalıklı, bazen üç ayaklı, bazen de gözsüz, kulaksız yavrular doğurmaktadır. Zehirlenerek ölen kuşları, hayvanları yiyen kediler, köpekler tek tek kaybolmakta, ölmektedirler.

Pınarlar çekildikten ve dereler kuruduktan sonra, Mutlu Köy'ün halkı içme sularını tarla ve köy aralarında kazdıkları kuyulardan sağlamaya başlar. Ancak bu kuyular, çevreden süzülüp gelen ilaçlı, pis sularla kirlenmektedir. Köylüler bu suları içtikleri, ilaçlı sebze ve meyveleri rasgele yedikleri için, Mutlu köyde bilinmedik, görülmedik hastalıklar ortaya çıkmaktadır. Deri, göz, solunum yolları, karaciğer, böbrek, ruh ve sinir hastalıkları, inmeler, mide rahatsızlıkları, baş ağrıları artmıştır. Bu hastalıklara en çok Mutlu Köy'ün yaşlıları şaşarlar. Eskiden olduğu gibi sıtma yoktur Mutlu Köy'de, verem yoktur. Ama  uzmanları bile şaşırtan bu hastalıklar nedir? Nereden gelmiştir?

Mutlu Köy bir mutsuz köye dönmüş, Mutlu Vadi bir dertli vadi oluvermişti son otuz yıl içinde....


 

29/9/2006

Dostlarınızı Yarı Yolda Bırakmayın

     Adam ve hayattaki tek arkadaşı olan köpeği bir kazada birlikte  ölmüşlerdi.. Gökyüzüne çıktıktan sonra bembeyaz bulutların arasında dolaşmaya bailadılar.. adam çok susamıştı.. biraz su bulabilmek ümidiyle yürümeye devam ederken, birden kendilerini muhteşem bir manzaranın karşısında buldular.. rengarenk çiçeklerle süslü bir bahçe, altından yapılmış bir bahçe kapısı, ve onları karşılayan beyazlar içinde bir kadın.. Adam köpeğiyle birlikte kadına yaklaştı ve sordu:"Afedersiniz... burası neresi?"

 

      Kadın ona gülümsedi: "Burası Cennet, efendim" Adam bunun üzerine sevinçle "Harika...!!!" dedi "Peki bana biraz su verebilir misiniz? gerçekten çok susadım".... Kadın cevap verdi: "Tabi efendim, içeri girin... içeride dilediğiniz kadar su bulabilirsiniz....." Böylece adam köpeğine döndü, "Hadi oğlum içeri giriyoruz" diyerek kapıya yürüdü... ama kadın onu birden durdurdu: "Üzgünüm efendim, köpeğiniz sizinle gelemez.. hayvanları içeri almıyoruz..." Bunun üzerine adam bir an durdu.. düşündü.. ve geri dönüp köpeğiyle birlikte geldikleri yolun tam ters yönünde yürümeye koyuldular.... bir süre geçtikten sonra kendilerini bu kez tozlu çamurlu bir yolda buldular, ve yolun sonunda karşılarına çiftlik girişini andıran bir kapıyla yırtık pırtık elbiseli bir dede çıktı... adam sordu: "Afedersiniz.... bana biraz su verebilir misiniz??" Dede "İçeri gel" dedi.. "kapıdan girdikten sonra sağ tarafta bir çeşme var..."Adam sordu: "Peki arkadaşim da benimle gelip ordan içebilir mi?" Dede " Tabii..."dedi.. "çeşmenin yanında köpeğinin de su içebileceği bir kase bulacaksın..." Bunun üzerine adam kapıdan girdi... biraz yürüdükten sonra sağ tarafta çeşmeyi buldu.. Adam çeşmeden köpek de oracıktaki kaseden doya doya içerek susuzluklarını giderdiler.... derken adam geri giderek girişte bekleyen dedeye sordu:
"Su için çok teşekkür ederim... Peki burası neresi..?" Dede "Burası cennet"dedi. Bunu duyan adam şaşırdı: "Ama nasıl olur..? az önce burası gibi kırık dökük olmayan muhteşem bir yere gittik ve orasının da Cennet olduğunu söylediler..." Dede "şu rengarenk çiçeklerle süslü altın kapılı yer mi?" dedi... "ama orası Cehennem.."Adam iyice şaşırmıştı: "Peki ama orası sizin adınızı kullanarak insanları kandırıyor diye hiç kızmıyor musunuz..??" Dede gülümsedi: "Kızmıyoruz.....çünkü onlar kendi çıkarı için en iyi arkadaşını yarı yolda bırakanları Cennet'ten uzak tutuyorlar...."

 

         Dostlarınızı Yarı Yolda Bırakmayın.
 Bir dostun üzüntüsüne herkes sempati duyabilir, bu çok kolaydır.
Bir dostun başarısına sempati duyabilmek ise Çok sağlam bir karakter gerektirir..